İçeriğe geç

Jun ne ?

Jun ne? Meselesi: Hayatın ortasında patlayan küçük bir kafa karışıklığı

Sedefcicekcilik’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Jun ne” konusunu sizin için araştırdık.

İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günün yarısı “bugün çok üretken olacağım” diye başlayıp diğer yarısı tavana bakarak “ben ne yapıyorum ya” diye bitiyor. Arkadaş ortamında genelde güldüren tarafım ama evde tek başıma kaldığımda sanki aynı esprileri ben duymamışım gibi yeniden düşünüp “bu aslında o kadar komik değilmiş” diye içten içe tartışıyorum.

İşte böyle bir günün ortasında ortaya çıkan şey: Jun ne?

İlk duyduğumda gerçekten durdum. Çünkü insan bazı şeyleri duyar ve beyninde küçük bir kısa devre olur ya, aynen öyle. Ne tam Türkçe, ne İngilizce, ne de “ben bunu daha önce bir yerde gördüm ama nerede?” hissi… Sanki hayat bana küçük bir bilmece bırakmış gibi.

Ve ben, doğal olarak, bunu çözmeye karar verdim.

Jun ne? sorusunun ilk ortaya çıktığı an

Olay Alsancak’ta bir kafede başladı. Masada üç kişi varız. Bir arkadaş telefonuna bakıyor, diğeri story izliyor, ben de klasik olarak “ben sosyalim ama içe dönüğüm” modunda kahvemi karıştırıyorum.

Bir anda biri dedi ki:

“Jun ne ya, yine mi aynı şey?”

Masada bir sessizlik oldu.

Ben direkt atladım:

“Jun ne?”

Arkadaş bana baktı. O bakış var ya… hani “sen gerçekten bu dünyada yeni misin?” bakışı.

“Jun ne işte ya, Jun… herkes biliyor.”

Benim iç ses:

Herkes kim? Nerede bu herkes? Ben niye kaçırıyorum?

Ama dışarıdan cool görünmem lazım tabii.

“Ha evet Jun ne… tabi.”

Hiçbir şey bilmiyorum ama sanki biliyormuş gibi davranıyorum. Klasik 25 yaş sendromu.

İç sesimle dış sesimin kavgası

O kafede otururken içimde iki kişi konuşuyor:

İç ses 1: “Sorgula. Bu Jun ne? Gerçekten ne?”

İç ses 2: “Boşver, önemli değilmiş gibi yap. Google’a bakarsın sonra.”

Dış sesim ise tamamen farklı bir evrende:

“Evet evet Jun ne… aynen ya.”

Ama işin komik kısmı şu: Bilmiyormuş gibi yapmak bazen bilmekten daha çok enerji tüketiyor.

O an şunu fark ettim: İnsan aslında en çok “Jun ne?” gibi basit görünen şeylerde zorlanıyor.

Jun ne? günlük hayata nasıl sızar?

Ertesi gün işe gider gibi dışarı çıktım. İzmir sabahı zaten ayrı bir olay. Güneş var ama hafif rüzgar “ben aslında serinim ama karar veremedim” modunda.

Durakta bir çocuk telefonda konuşuyor:

“Abi Jun ne diyorsun ya, ben anlamadım.”

Ben yine donuyorum.

İç ses:

Yine mi Jun ne? Bu bir işaret mi? Yoksa evren bana mesaj mı veriyor?

Artık olay bireysel merak olmaktan çıkıp toplumsal bir fenomen gibi hissettirmeye başlıyor.

Arkadaş grubunda Jun ne? krizleri

Akşam arkadaşlarla tekrar buluştuk. Bu sefer daha hazırlıklıyım. En azından konunun içine düşmemeye niyetliyim.

Ama hayat plan yapmayı pek sevmiyor.

Bir arkadaş:

“Jun ne bu aralar çok konuşuluyor.”

Ben:

“Evet… konuşuluyor…”

İç ses:

Ben de konuşulduğunu yeni öğreniyorum ama bunu söyleyemem.

Bir diğeri:

“Jun ne zaten eskiden de vardı ama biz bilmiyorduk.”

İşte o an ben tamamen çöktüm.

Çünkü bir şey “eskiden de vardı ama biz bilmiyorduk” seviyesine geldiyse, ben büyük ihtimalle o konunun %90’ını kaçırmışım demektir.

Jun ne? aslında neden bu kadar büyüyor?

Bazen bazı kelimeler, kavramlar ya da durumlar, anlamından çok yarattığı hisle büyür.

Jun ne? de biraz böyle.

Herkes farklı bir şey söylüyor ama kimse tam net değil. Ve insan net olmayan şeyleri daha çok konuşuyor. Çünkü beyin boşluk sevmez.

Ben de İzmir’de kahvemi yudumlarken şunu fark ettim:

Aslında Jun ne? dediğimiz şey, biraz da “ben bunu kaçırdım mı?” korkusu.

Küçük sosyal panikler ve Jun ne?

Mesela bir ortamdasın:

– Herkes gülüyor

– Sen gülüyorsun ama neden güldüğünü bilmiyorsun

– Sonra biri “Jun ne işte” diyor

– Herkes tekrar gülüyor

– Sen tekrar gülüyorsun ama artık emin değilsin

İşte o an beynin şöyle diyor:

Tamam, bu grup içinde hayatta kalma stratejisi: gül ve soru sorma.

Ama ben soru soran tarafım. Bu yüzden bazen kendi kendimi zor durumda bırakıyorum.

Jun ne? üzerine fazla düşünmenin yan etkileri

Bir gece evde oturuyorum. İzmir gecesi… balkon açık, sokaktan hafif sesler geliyor. Ben bilgisayar ekranına bakıyorum ama aslında ekrana değil, zihnimin içinde açılan sekmelere bakıyorum.

Sekme 1: “Jun ne?”

Sekme 2: “Bunu neden bilmiyorum?”

Sekme 3: “Acaba herkes biliyor da ben mi geride kaldım?”

Sekme 4: “Yok yok abartıyorsun.”

Ve en son sistem çöküyor.

Kendi kendime diyorum ki:

“Tamam ya, Jun ne bu kadar önemli değil.”

Ama sonra sabah biri yine kullanıyor.

Ve ben tekrar başa dönüyorum.

Arkadaş diyalogları: Jun ne? evreni

Bir gün yine arkadaş ortamı:

– “Jun neyi duydun mu?”

– “Evet…”

– “Ne düşünüyorsun?”

– “Güzel… yani şey…”

İç ses:

Hiçbir şey düşünmüyorum çünkü hiçbir şey bilmiyorum.

Ama dış ses:

“Bence gelişen bir şey.”

Bu cümle her şeyi kurtarıyor. Çünkü “gelişen bir şey” dediğinde kimse sana ne olduğunu sormuyor. Bu hayatın küçük hack’i.

Jun ne? ve İzmir kafası

İzmir’de büyümenin bir olayı var: Her şey biraz rahat, biraz da umursamaz.

Ama Jun ne? gibi şeyler çıkınca o rahatlık kısa süreliğine bozuluyor.

Mesela sahilde yürürken bile beynim:

– “Deniz güzel”

– “Evet”

– “Ama Jun neydi ya?”

Yani hayatın içine sızan küçük bir soru işareti gibi.

Kendi kendine konuşan genç yetişkin sendromu

Ben bazen yürürken fark ediyorum:

“Tamam ya boşver Jun ne’yi…”

Sonra 10 saniye sonra:

“Peki ama gerçekten Jun ne?”

Bu döngü böyle devam ediyor.

Dışarıdan bakan biri olsa muhtemelen “bu çocuk kendiyle tartışıyor” derdi. Haklı da olurdu.

Jun ne? aslında bize ne anlatıyor olabilir?

Bir noktada şunu düşündüm: Belki de mesele Jun ne? değil.

Belki mesele, sürekli bir şeyleri kaçırıyor olma hissi.

Herkes bir şey biliyor gibi görünüyor ama aslında kimse tam bilmiyor.

Ama kimse bunu itiraf etmiyor.

O yüzden Jun ne? gibi şeyler büyüyor. Çünkü boşluklar konuşuluyor, netlikler değil.

Kısa bir iç hesaplaşma

Bir akşam yürürken kendi kendime dedim ki:

“Bak, belki de her şeyi bilmek zorunda değilsin.”

Sonra cevap verdim:

“Tamam ama Jun ne?”

İşte sorun burada başlıyor.

Jun ne? ile barışma süreci

Bir süre sonra şunu kabul ettim:

Jun ne? aslında bir bilgi değil, bir his.

Bir şeyin tam oturmaması, yarım kalması, biraz anlam verememek…

Ve garip bir şekilde bu his insanı rahatsız ettiği kadar canlı da tutuyor.

Çünkü her şey net olsaydı, konuşacak şey kalmazdı.

Arkadaş ortamında son Jun ne? sahnesi

Buna da Göz Atın: Joi neyin kısaltması ?

Son buluşmada biri yine söyledi:

“Jun ne artık çok büyüdü.”

Ben bu sefer hiç kasmadım.

Direkt dedim ki:

“Biliyorum.”

İç ses:

Bilmiyorsun ama artık önemli değil.

Ve kimse ekstra bir şey sormadı.

O an fark ettim ki bazen “bilmiyorum” demekten daha güçlü bir şey varsa, o da “sorgulamayı bırakmak”.

Ama tamamen bırakmak da değil.

Sadece biraz gülüp geçmek.

Çünkü İzmir’de hayat zaten yeterince rüzgarlı, bir de Jun ne? ile ekstra fırtına yaratmaya gerek yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://hiltonbet-giris.com/betexper güvenilir mielexbetgiris.org